+90-212-706-1010

Makale

zina mal rejimi

Zinanın Mal Rejimine Etkisi

Zina sebebiyle açılan çekişmeli boşanma davalasın önemli bir özelliği bunun mal rejimine etki etme potansiyelidir. Taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmişse zinanın mal rejiminden doğan haklara etkisi olabilmektedir. Edinilmiş mal rejimi ise 2002 yılından itibaren kanunen varsayılan mal rejimi durumundadır. Yani taraflar bir mal rejimi sözleşmesi yaparak ayrı bir rejim seçmedikleri takdirde otomatikman edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olmaktadırlar. Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesi zina yapan yani aldatan eşin mal rejiminden doğan haklarının kısmen veya tamamen kaldırılabileceğini düzenlemiştir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.”

Öncelikle artık değerin ne olduğundan söz etmek gerekir. Artık değer, TMK m. 231/1 hükmü uyarınca “eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır”. Eşler artık değer üzerinde kural olarak yarı yarıya hak sahibidir, bu hakları katılma alacağı olarak nitelendirilir. İşte TMK m. 236/2 bu kurala zina yani aldatma yönünden bir istisna getirmektedir.

Aldatmanın Mal Rejimine Etki Şartları

Hükmün uygulanması için öncelikle taraflar arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mal rejimi kabul edilmiş olmalıdır. Mal ayrılığı veya mal ortaklığı seçildiğinde bu hüküm uygulanamaz. Ayrıca tarafların zina sebebiyle boşanması durumunda bu hükmün uygulanması gündeme gelebilir. Ayrılık kararı yahut fiili ayrılık söz konusu olduğunda hüküm yine uygulama alanı bulamayacaktır. Buna ek olarak, boşanma kararı zina veya hayata kast sebebiyle verilmelidir. Hakimin takdir yetkisini kullanarak başka boşanma sebeplerine de hükmü kıyasen uygulayabilmesi mümkün değildir. Hatta boşanma sürecinde zina veya hayata kast söz konusu olduğu ve bu hususta da yargılama yürütüldüğü halde boşanma kararı bir başka boşanma sebebiyle verilirse (örneğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması) katılma alacağı azaltılamaz veya kaldırılamaz.

Madde metninden anlaşılacağı üzere eşin kusurlu olması da aranmaktadır fakat bu husus ispat edilse dahi boşanma kararının sebebi zina veya hayata kast değilse hüküm uygulama alanı bulamaz. Son olarak artık değerdeki pay oranının azaltılması veya kaldırılması hakkaniyete uygun olmalıdır. Bu hususu TMK m. 4’e göre hakim takdir edecektir. Kusurun derecesi, tarafların mali durumları, kusurlu eşin dava konusu mala katkıları ve evlilik birliğinin süresi gibi hususları göz önünde bulundurarak değerlendirir. Görülebileceği üzere sıkı kriterlere bağlanmış olan TMK 236/2’nin uygulama alanı bu sebeple oldukça dardır.

Aşağıdaki iki ayrı Yargıtay kararı boşamanın zina dışındaki boşanma davası sebeplerine dayanması durumunda TMK 236/2’nin uygulanamayacağını vurgulamaktadır.

Yargıtay Kararı – 8. HD., E. 2013/22743 K. 2015/4797 T. 23.2.2015

“Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına, dava konusu taşınmaz edinilmiş mal rejiminin geçerli olduğu dönemde üçüncü kişiden satın alınarak davalı kadın adına tescil edildiğine, edinilmiş mallara katılma rejiminde katılma alacağı talebi bakımından uygulanması mümkün olan TMK’nin 236/2. maddesinin tarafların TMK’nin 161. maddesinde yazılı zina sebebiyle değil, 166/4. maddesine göre ‘ortak hayatın yeniden kurulamaması’ sebebiyle boşandıkları dikkate alındığında katılma alacağı bakımından bu maddenin uygulanmasının mümkün bulunmadığına taşınmazın evlilik birliğini sürdürmek ve kadının barışması amacıyla davalı adına tescil edildiği ileri sürüldüğüne, davacının dava dilekçesindeki ”…yürümeyen evliliği yürütebilmek ve davalıyı memnun etmek amacıyla…”, davalının cevap dilekçesindeki ”…müvekkil ile davacı daire satın alınmadan önce davacının kusurlu davranışları nedeniyle boşanma aşamasına gelmişler, barışma karşılığı olarak davacı bu daireyi 3. kişiden satın almak suretiyle müvekkile hibe etmiştir…” ve dinlenen davalı tanıklarının ”…dava konusu evin davalıya alınması karşılığında barıştıkları…”na yönelik beyanlarına göre, tarafların ve dinlenen tanıkların davacının bağış iradesini doğrular şekilde anlatımda bulundukları, davacının dava konusu taşınmazı davalıya bağışladığının kabulü gerektiğine, bu nedenlerle taşınmazın davalının kişisel malı kabul edilmesinin ve TMK’nin 228. maddesi uyarınca karşılıksız kazandırma yoluyla davalıya geçen taşınmazdan katılma alacağı istenilmesi mümkün bulunmadığına göre, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.”

Yargıtay Kararı – 8. HD., E. 2010/2903 K. 2010/5687 T. 29.11.2010

“Eşler arasındaki boşanma nedeni TMK.nun 161. maddesindeki zina olmayıp, aynı kanunun 166/1. maddesinde düzenlenen şiddetli geçimsizlik olduğuna ve karar kesinleştiğine göre mahkemenin TMK.nun 236/2.maddesinin uygulanmaması gerektiğine ilişkin gerekçesinde ise bir isabetsizlik bulunmamaktadır.”